2009 Yılı
Yeni Ümit Dergisi ile Akademik Araştırmalar ve İnternet Vakfı’nın organize ettiği ‘Kur’an’ın Mucizevi Korunması’ konulu sempozyum, FKM’de gerçekleştirilen oturumlarla sona erdi.
Sahasında uzman ilim adamlarını buluşturan etkinlikte Dr. Ergün Çapan’ın ‘Kur’an’ın Muhafazasında Şok Hadiselerin Yeri’ başlıklı sunumu büyük ilgi gördü. Kur’an’ın nazil olduğu şekliyle Allah tarafından muhafaza edildiğini belirten Çapan, sahabelerin ayetleri hafızalarına kaydetmelerini tıp ilminin ışığında değerlendirdiğini söyledi. Yeni Ümit Genel Koordinatörü Dr. Ergün Çapan, bilgilerin ve yaşanan olayların kaydedilerek hafızanın oluşmasında rol oynadığını, bunun da beş duyu organıyla gerçekleştiğine dikkat çekti. Çapan sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsan, hafızaya kaydı içten ve dıştan gelen uyaranlarla yapıyor. Hissî önem derecelerine göre acı, sevinç ve korku gibi insanın üzerinde tesiri olan durumlar hafızayı kuvvetlendirir.”
Ayet ve hadislerin pek çok sürp-riz olay, şok hadise ve sorularla irtibatlı olarak nazil olduğunu, bu koordinatlarla zihinlere kodlama yapıldığını vurgulayan Çapan, “Çarpıcı, merak uyaran soruların insanların dikkatini çekmede, zihinlerini uyarmada çok önemli bir yeri vardır. Hele de bu şok hadiseler hakkında semadan hüküm bekleniyorsa bunun uyandırdığı ilgi, heyecan ve ihtimam tasavvurlar üstüdür. Böylece şok hadisler, sürpriz olaylar beraberinde gelen vahiy zihinlere kodlanmış ve nakşedilmiştir.” açıklamasını yaptı.
Kur’an’ın hadiselerle zihinlere ve ruhlara perçinlendiğini aktaran genel koordinatör, “Aradan yıllar geçse de sahabelerin hafızalarından silinmesi mümkün değildi. Kur’an’a bu gözle bakıldığında vahyin, yaşanan olaylar, şok hadiselerle beraber yürüdüğünü görüyoruz.” dedi. Sahabeden Evs bint Samit’in, hanımı Havle binti Sa’lebe’ye kızarak, ‘Sırtım anamın sırtıdır’ demesini örnek veren Çapan, “Sa’lebe, Allah Resulü’nden ‘Bu konuda ilahi bir hüküm almadım. Kocan sana haramdır’ hükmünü alınca uzun süre Allah’a yalvarıp yakarmıştı. Daha sonra da Allah, Mücadele Suresi’ndeki ayetleri indirmiş ve bu ailenin sorununu çeşitli kefaret yöntemleriyle çözmüştü. Bu ayetin inişinde etkili olan bu aile, bu ayeti hiç unutabilir mi?” diyerek Uhud ve Bedir savaşları sonrası sahabeyle ilgili inen ayetlerin de aynı hüviyette olduğunu belirtti.
Müminlerin annesi Hz. Aişe’ye atılan iftirayı da ele alan Dr. Ergün Çapan, “Tüm Medine’nin haberdar olduğu ‘ifk’ hadisesinden 1 ay sonra gelen vahiy hiç unutulmadı. Nisa Suresi’ndeki kadınlarla ilgili miras ayetleri de şok hadisesine örnektir.” diye konuştu. “Psikoloji uzmanları, bilginin kendileriyle ilgili olaylarla irtibatlı olarak zihinde kaydedilmesinin çok önemli olduğunu ve böyle bir kayıtın uzun zaman devam ettiği söylemektedir.” diyen Çapan, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “İşte bu husus, Kur’an ve sünnetin hıfzında, muhafazasında en önemli dinamiklerden biridir. Zira onlar vahyin nüzulüne bizzat şahit olmuş ve bu olayları yaşamışlardır. Allah hitabında Peygamber Efendimiz’in sözlerine bizzat muhatap olmuşlardır. Allah Kur’an’ın hıfzı ve muhafazası için gerekli ortam ve şartları hazırlamış, yaşanan olaylarla sürpriz hadislerle şok tesiri bırakan vakalarla nazil olan ayetler koordinatlandırılarak hafızalara kaydolmuştur. Böylelikle yazı, nesilden nesile şok tesiriyle kodlanarak nakledilmiştir.” Yerli ve yabancı birçok ilim adamının bir araya geldiği Çemberlitaş Fırat Kültür Merkezi’ndeki (FKM) sempozyumun kapanış konuşmasını Prof. Dr. Suat Yıldırım yaptı.
11 Mayıs 2009, Pazartesi
ZAMAN
Kuran’ın Mucizevi Korunması
Diğer KÜLTÜR-SANAT haberlerini okumak için
İstanbul’da 9-10 Mayıs 2009 tarihleri arasında “Kur’an’ın Mucizevi Korunması” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirilecek.
9-10 Mayıs 2009 tarihleri arasında İstanbul FKM’de (Fırat Kültür Merkezi/Çemberlitaş) yapılacak, “Kur’an’ın Mucizevi Korunması” başlıklı sempozyumu Yeni ümit dergisi ile Akademik Araştırmalar ve İnternet Vakfı’nın organize ediyor.
Sempozyumda, sahasında uzman ilim adamları, Allah Teala tarafından ilâhi koruma garantisi verilen yüce kitabımızın, nasıl korunma altına alındığını sebepler açısından değişik açılardan yeni bir üslup ve hikmet boyutlarıyla ele alıp işleyecekler.
4 Mayıs 2009
Haber7
SIZINTI’NIN 30. YILINDA VEFA ÖDÜLLERİ VERİLDİ
Sızıntı Dergisi’nin 30. yıl paneli ve ödül töreni, geçtiğimiz akşam Fırat Kültür Merkezi’nde (FKM) gerçekleştirildi. İbrahim Canan, Suat Yıldırım ve Abdullah Aymaz gibi birçok yazar ve akademisyenin katıldığı gece, Sızıntı dergisinin tanıtım filmi ile başladı.
A.Hasan Gökçe’nin sunduğu programın açış konuşmasını ise Kaynak Grup Yönetim Kurulu Başkanı Naci Tosun yaptı. Sızıntı dergisini çıkartmadan önce köy köy dolaşarak ‘Acaba insanlar böyle bir dergiye ihtiyaç duyuyor mu?’ diye araştırdıklarını belirten Naci Tosun, “Sızıntı o dönemde birçok materyalist yayınla zihinleri bulandırılan nesle nefes aldırdı.” dedi. Daha sonra derginin genel yayın yönetmeni Prof. Dr. Arif Sarsılmaz başkanlığında bir panel düzenlendi. Yazarlar Abdullah Aymaz, Ali Ünal ve Yusuf Alan, hatıralar, çekilen sıkıntılar, yaşanan ilginç olaylar eşliğinde Sızıntı’nın yola çıkış hikâyesini anlattı. Abdullah Aymaz, 1979′da İzmir’de yayın hayatına başlayan derginin ortaya çıkma sürecinden bahsederken, Ali Ünal derginin pozitif ilim ile din ilişkisi üzerinde durdu ve Sızıntı’nın doldurduğu boşluğu anlattı. İlk yayın yıllarında Ankara yazı heyetinde yer alan Yusuf Alan ise derginin çizgisinin reşha (sızıntı) yolunda olduğunu belirtti: “Zühre yolundan ilerlese seküler bir dergi olurdu, katre yolundan gitse entelektüel bir dergi olur, o zaman da içinde ne kalp ne de gönül olurdu. Sızıntı, reşha yolundan devam edince acz-ı mutlak fakr-ı mutlak yolunda ilerledi. Bugünlere de geldi.” Panelin ardından Sızıntı dergisinin 30 yıllık yolculuğunda emeği geçenlere Vefa Ödülleri verildi. Fethullah Gülen, Abdullah Aymaz, Mehmet Ali Şengül, Şerafettin Kocaman ve Mesih Gülen gibi emeği geçen birçok isme ödülleri takdim edildi. Gülen’in ödülünü kardeşi Mesih Gülen aldı.
02 Ocak 2009, Cuma
TARİHİN AKIŞINI HEP MUHACİRLER DEĞİŞTİRDİ
Günümüz dünyasının en büyük problemlerinden biri insan göçü… Kimi ekonomik, kimi felaketler, kimi de savaşlar yüzünden yaşanan göçler, dünya nüfusunun dengelerini değiştirirken pek çok ekonomik ve kültürel problemi de beraberinde getiriyor.
‘Göç’ün bir başka boyutunu oluşturan ‘hicret’ ise kimi zaman gönüllü kimi zaman da mecburiyetlerin eseri olmakla birlikte, bambaşka bir anlam zenginliğine kapı aralıyor. Dinî ilimler ve kültür dergisi Yeni Ümit, önceki akşam Fırat Kültür Merkezi’nde (FKM) ‘hicret’ konulu bir panel düzenledi. Panelde bilim adamları, hicreti, tarihî ve kültürel arka planı ile tartıştı.
Açılış konuşmasını derginin genel koordinatörü Dr. Ergun Çapan yaptı. Çapan, insanların tarih boyunca farklı niyet ve ihtiyaçlarla göç ettiğini, bu göçler içinde Allah’ın hoşnutluğunu kazanma istikametinde imanî ve insanî değerlere tercüman olmak için gidilen hicrete ise ‘mukaddes göç’ denildiğini anlattı. Çapan, hicretin, “Peygamberimiz Hz. Muhammed ve sahabelerin rehberliğinde semavî eksenli, semavîleşme yolunda insanın hem kendini hem de muhatap olduğu insanları yenileme ve inşa etmenin unvanı” olduğuna değinerek, günümüzde Anadolu insanının dünyanın pek çok ülkesine hizmet amaçlı hicretlerde bulunduğunu; bu fedakârlığın enerjisinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. İslâm tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Algül ise “İslâm tarihinde hicretin yeri” başlıklı tebliğinde Müslümanların Medine’ye hicretinin sadece bir kaçış, bir sığınma olmadığını belirterek, tarihî sıra içinde hicret öncesi ve hicretten sonra gelişen olayları anlattı. İslâm medeniyetinin temelinin Yesrib’i Medine yapan hicrette aranması gerektiğini dile getirdi. Hicretin, İslâm’a ait pek çok güzelliğin ortaya çıkması için bereketli bir zemin olduğunu ifade eden Algül, tebliğini şu sözlerle bitirdi: “İslâmî telakkiye göre hicret, dinî ve ahlâkî alanda tüm inanış, bağlanış, sadâkat ve samimiyet örneklerinin mayalandığı çok verimli bir zemindir. Tüm İslâmî güzelliklerin, hicret bahçesinde çiçek açıp en güzel meyvelerini verdiğinde hiç kuşku yoktur.”
Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Ayhan Tekineş de “Medeniyetlerin kuruluşunda hicret” konulu tebliğinde, bütün büyük medeniyetlerin bir hicret neticesinde kurulduğuna dikkat çekti. Hicretin bir dinamizm olduğunu ve hac, namaz gibi ibadetlerde bu dinamizmin görüldüğünü belirten Tekineş, medeniyetlerin kuruluşu ile peygamberlerin gönderilişi arasındaki yakın ilişkiyi hatırlattı. Tekineş, “Öteden beri tarihte devir açıp-devir kapayanlar ve büyük bir ölçüde tarihin akışını değiştirenler hep muhacir kavimler olmuştur.” dedi. Doç. Dr. Muhittin Akgül’ün tebliğ konusu ise “Hicretin kazandırdıkları” üzerineydi. Akgül, Kur’ân ve hadislerden hareketle hicret sonucu elde edilecek kazanımları anlattı.
Kültür-Sanat
11 Ocak 2009, Pazar
ADALETİ SAVUNANLAR DERNEĞİ
13 Ocak 2009 da Fırat Kültür Merkezinde (FKM) Toplandık
Marmara Üniversitesi Öğretim üyesi Sayın Doç.Dr.Mustafa ŞENTOP’u aylık konuklu toplantımızda misafir ettik.
Derneğimizin düzenli olarak yaptığı konuklu aylık toplantılarından birini daha 13Ocak 2009 salı günü FKM de gerçekleştirdi. Toplantı saat 19:00 başladı.
Doç.Dr.Mustafa bey Osmanlının son döneminden bugüne Anayasalarımız Tarihi hakkında bilgi verdi.En önemli kırılmanın 1960 darbesinden sonra yapılan Anayasada olduğunu.yapılan bu anayasayla resmi bir ideoloji oluşturulduğunu ve bu oluşturulan ideolojinin Atatürkçülük maskesi ile tüm halka kabul ettirilmeye çalışıldığını,1980 darbesi ile hazırlanan Anayasa ile de 60 Anayasasının tamir edilerek daha da temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirdiğine dikkat çekti.
Anayasa Mahkemesine de değinen Sayın ŞENTOP Dünya’daki diğer ülkelerde Anayasa Mahkemeleri temel hak ve özgürlüklerin koruyucusu iken bizdeki Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklere kısıtlamalar getiren yasakçı bir mahkemem olduğunu örneklendirerek anlattı. Diğer Ülkelerde bulunan Anayasa Mahkemelerine parlamentoların üye gönderdiğini, bizim ülkede ise gönderemediğini belirtti.Sonuç olarak Anayasa mahkemesinin tamamen kaldırılmasını veya üye sayısının 15 e çıkarılarak üçte birinin meclis tarafından atanması gerektiğinin gerekliliğinden bahsetti.
Toplantının sonunda Genel Başkanımız Sayın E.Tuğgeneral Adnan TANRIVERDİ Mustafa beye konuşmalından dolayı teşekkür etti ve kısa bir değerlendirmeden sonra yürütülmekte olan Ergenekon soruşturması ve Filistin meselesi ile ilgili, görüşlerini anlattı. Toplantı Saat 22:00 da bitti.
ASY’DE KAVGA FKM’DE DOSTLUK
12 Nisan Pazar günü Ali Sami Yen (ASY) Stadı’nda oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisine futboldan çok kavgalar damgasını vurdu. Aynı derbinin beyaz perdeden izlendiği Fırat Kültür Merkezi’nde (FKM) ise tam tersi bir tablo vardı.
İki takım ilk kez 17 Ocak 1909’da karşı karşıya gelmişti. O maçın üzerinden 100 yıl geçmişti. Dile kolay, aralarında 100 yıldır süren bir rekabet söz konusuydu. Tarih, bu rekabette nice tatlı hadiseye şahitlik etti. Ancak son yıllarda rekabetin boyutları fair-play’den iyice uzaklaştı. Her maç bir gerilim havasında cereyan etmeye başladı. İki takım yöneticileri, taraftarları, futbolcuları derbiyi gerdi de gerdi. Basının da bu gerilimde rolü vardı mutlaka.
Son maç, 100 yıllık derbinin bugünkü hâlini gözler önüne seriyordu âdeta. Galatasaray taraftarları sahaya neler atmadı ki. Emre Belözoğlu’na edilen küfürlerin haddi hesabı yoktu. Maç başlar başlamaz futbolcular da birer azgın boğa gibiydiler. Birbirlerinin boğazına sarılmalar, küfürler, topsuz alanda birbirlerine tekme atmalar. Oysa çoğu millî takımdan arkadaştı. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Maçın uzatma anlarında Arda-Semih, Lugano-Emre Aşık birbirine girdi. O anda kavga eden o kadar oyuncu vardı ki bunlar kırmızı kart gördükleri için isimlerini zikrettik. Saha arenayı andırıyordu. Her köşede bir futbolcu, dövecek birini arıyordu sanki. Ya seyircilere ne demeli? Az daha tribün çöküyordu. Yöneticiler… Onların da sağduyusu sizlere ömür!
Bu söylediklerimizin hepsi geçen hafta Ali Sami Yen (ASY) Stadı’nda yaşandı. 90 dakikaya sığan olaylardı bunlar. Bir maça yakışmayacak ne kadar olumsuzluk varsa, o gün yaşandı orada.
Ama biz sizi başka bir stadyuma götüreceğiz. Tarih, 12 Nisan 2009. Saat 19.00. Yer, Çemberlitaş Fırat Kültür Merkezi (FTM). Bugüne kadar nice tiyatroya, konferansa, söyleşiye, toplantıya ev sahipliği yapmış 911 koltuk kapasiteli bir merkez burası. Son 5 yıldır derbi maçlar için kapılarını futbolseverlere açıyor. 8×12 metre ebatlarında, 96 metrekarelik dev ekranıyla âdeta bir stadyumu andırıyor.
Ellerinde Fenerbahçe ve Galatasaray bayraklarıyla yüzlerce insan buraya akın ediyor, birazdan başlayacak karşılaşmayı izlemek için… Gişe önünde kuyruk var. Biletler öyle sanıldığı gibi ucuz değil, kişi başı 10 lira. Bugün birçok Anadolu takımının stadında biletler muhtemelen daha ucuzdur. Ama kimsenin buna aldırdığı yok.
Maça 20 dakika kala gişedeki memura yanaşıyor, ‘Satışlar nasıl?’ diye soruyoruz… ‘Şu ana kadar 300 civarı sattık.’ diyor. ‘Ama birazdan salon tamamen dolar.’ diye de ekliyor. Salonu merak ediyoruz. Acaba Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarları nasıl oturtuluyor diye. Ama bu merakımız hemen gideriliyor. Zira 4 kişilik bir arkadaş grubu yan yana bilet istiyor. İkisi Fenerbahçeli, ikisi Galatasaraylı. Evet, öyle şaşkın şaşkın bakmaya gerek yok. Galatasaraylı ve Fenerbahçeli taraftarlar iç içe maçı izleyecekler.
Bilet alanlar arasında bayanların sayısı da bir hayli fazla. Bir bayan taraftar burada futbol maçı izlemenin zevkinin bambaşka olduğunu söylüyor. ‘Nasıl yani?’ diye soruyoruz. ‘İçeri girdiğinizde anlarsınız.’ diyor. Bir başka bayan taraftar ise eşiyle sinemaya geldiğini ama gösterimdeki filmleri beğenmedikleri için derbiyi izlemeye karar verdiklerini iletiyor bize.
Artık yüzyılın derbisi başlamak üzere. Biz de salona geçiyoruz. 911 koltuklu salonda yer bulmak çok zor. Galiba biletlerin hepsi satılmış. Işıklar söndürülüyor. Dev ekranla baş başayız. Âdeta stadın içindeyiz. Ses düzeni çok iyi ayarlanmış. Görüntü kalitesi, ekranın büyüklüğüne rağmen oldukça net. Galatasaraylısı-Fenerlisi, bayanı-erkeği, çoluğu-çocuğu hep yan yana, iç içe. Hakem Fırat Aydınus’un düdüğü ile maç başlıyor. Düdükle birlikte salonda alkış tufanı kopuyor.
Maçın ilk dakikaları itibariyle Galatasaray’ın atakları var. Salonda da bu dakikalarda Galatasaraylıların ağırlığı hissediliyor. Fenerbahçe Semih ile bir fırsat yakalıyor, bu sefer Fenerlilerin sesi çıkıyor. Emre ve Sabri arasındaki gerilim anında salon yuh sesleri ile inliyor. En kötü söz şu ana kadar bu. Devre sonuna doğru Lincoln ısınmaya gidiyor. ‘Lincoln, Lincoln!’ sesleri ile salon inliyor.
İlk yarıda gol yok. Bu ana kadar gördüklerimiz şu: Sigara yok, küfür yok, kavga yok… Yüzyıla yakışır güzellikte bir seyirci coşkusu var. Devre arasında, içeride sigara içemeyenler şimdi dışarıda sigaralarına kavuşuyorlar! Hâlihazırdaki kafenin gözdesi patlamış mısır. Aynı mekândaki internet kafenin de tüm masaları dolu. Akşam namazını kılmak isteyenler için mescit de mevcut. Ali Sami Yen Stadı’nda bile bu konfor yok. Taraftarlar için her şey düşünülmüş. Fenerbahçe ve Galatasaraylılar ilk yarıyı el ele, kol kola değerlendiriyorlar.
Biz bir ailenin yanına sokuluyoruz. Baba Artvinli ve Trabzonspor’u tutuyor. İki kızından biri Fenerbahçeli, biri Galatasaraylı. Gurbetçiler, ve tatil için Türkiye’ye gelmişler, birkaç günlüğüne de Sultanahmet’e uğramışlar. Otelde kalırken nerede maç izleyebiliriz diye sormuşlar. Kendilerine burası tavsiye edilmiş. “Bir kızımı kayınço zehirledi, diğerini de dayısı!” diyor gurbetçi baba. Kızlar ise hem ortamdan hem de ilk yarıdaki skordan memnunlar. ‘Maç ne olur?’ sorusuna ikisinin de verdiği cevap aynı: Biz kazanırız.
Şimdi de iki küçük çocuğu ile maçı izleyen bir babanın yanındayız. “Salonu görüyorsun, sigara yok, küfür yok. Yerler halı kaplı, koltuklar çok iyi. Saatlerce sıra beklemek yok. Çocukları aldım ve buraya geldim. Maça gitsek çocukların ahlakı bozuluyor, saatlerce kuyrukta bekliyorsun. Çektiğin eziyete değmiyor. Burada rakip taraftarla da iç içesin. Onun yanında üzüldüğü anı da gözüyorsun. Üstelik pozisyonları da tekrar izliyorsun. Futbol bu olsa gerek.”
Evet, futbol bu babanın söyledikleri olsa gerek. Ancak ikinci yarı durum daha da sertleşiyor. Pozisyonlar kaçıyor, oyuncular geriliyor. Lakin salonda yine de en ufak bir olumsuzluk yok. Bunca kalabalığı hangi güç kontrol ediyor? Bu soruyu FKM Genel Müdürü Servet Akdoğan’a soruyoruz: “Kendiliğinden oldu. İlk defa buraya maç izlemeye gelenler de ortama ayak uyduruyor. Bizler sadece maç öncesi sigara içilmiyor diye anons yapıyoruz. Onun dışında hiçbir uyarımız yok.”
Maçın uzatma anları oynanıyor. Futbolcular birbirine giriyor. Yumruklaşmalar, boğaz sıkmalar… Sanki salondakiler Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli değil. En ufak bir kötü söz yok. Ne hakeme, ne rakip takım oyuncularına… Böyle bir derbi maçı daha önce hiç izlemeyen biri olarak oldukça şaşırıyorum. Servet Akdoğan ise gülümsüyor, benim hayretimi çok doğal buluyor. Yıllarca tribünlerde toplu küfürler duymuş kulaklarım, yaşadıklarına inanamıyor.
Maç 4 kırmızı kartla bitiyor. Biter bitmez ışıklar yanıyor. Yüzlerde bir üzüntü var. Ortak görüş, bu kavga iki takım oyuncularına da yakışmadı şeklinde. Salonun bir de balkon kısmı var. Orası da boşalıyor. Yaklaşık yirmi kişilik turist grubu topluca iniyor merdivenlerden. Bu yabancıların ne işi var burada? Akdoğan cevaplıyor: “Turistler genelde internet kafeye geliyorlardı. Burada maç izlendiğini anlayınca da içeri damlıyorlar.” Görevlilerden öğrendiğimiz kadarıyla turistler içeride kamera çekimi bile yapmışlar.
Maç sonu biletçiyle karşılaşıyorum. 662 bilet sattığını söylüyor. Merkezin Genel Müdürü Servet Akdoğan, bazı derbilerde salona ek sandalye bile koyduklarını anlatıyor. Peki, nereden akıllarına gelmiş böylesi bir merkezde maç izlettirmek? “Bizden önce görev yapan arkadaşların fikriydi. İnsanların nezih bir ortamda maç izlemeye hakları var. Burada küfür yok, sigara yok, alkol yok, kavga yok. Aileler rahatlıkla geliyor. Belki de stadyumda bu kadar bayan taraftar yok. Gayet güzel bir şekilde maçı izliyorlar. Bugüne kadar bir olaya rastlamadık.” diyor.
Hiçbir olaya rastlamadık dese de güvenliği elden bırakmıyorlar. Her maç için Kumkapı Polis Karakolu’ndan bir ekip salonda hazır bulunuyor. Bunun yanında özel güvenlik elemanları da aralarda dolaşıyor.
Evet, 100 yıl önce başlayan bir derbi İstanbul’un tarihî yarımadasında bulunan mini stadyumda böyle izlendi. Fırat Kültür Merkezi’nde yaşadıklarımızı bir gün Türkiye’nin tüm stadyumlarında yaşamak ümidiyle. Bir hatırlatma, merkezde sadece derbiler büyük salonda izlettiriliyor. Diğer maçlarda ise futbolseverler daha küçük olan Portakal Salon’da ağırlanıyor.
YENİ ASYA 40. YAŞINI OKURLARIYLA KUTLADI
Yeni Asya Yayın Grubu, 40. yaşını okurlarıyla birlikte kutladı. Fırat Kültür Merkezi (FKM)’nde düzenlenen kutlama programında Yeni Asya’nın basın dünyasındaki yeri ve misyonu anlatıldı. Okur-yazar buluşması olarak planlanan etkinlikte, gazetenin yayın hayatındaki önemli dönüm noktaları da dile getirildi.
Yeni Asya İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular, gazetenin kuruluşundan bu yana geçirdiği süreci anlatan bir konuşma yaptı. Okuyucular da gazete ile ilgili görüş ve hatıralarını katılımcılarla paylaştı. Özellikle 40 yıllık okuyucular Hasan Yalçın, Osman Zengin ve Mümine Güneş’in anlattıkları hatıralar ilgiyle dinlendi. Programda, 40 yıllık Yeni Asya okuyucularına teşekkür beratı ve çeşitli hediyeler takdim edildi. Yüzlerce Yeni Asya okurunun katıldığı program, tasavvuf müziğinin usta isimleri Ali Oktay ve Bahri Güngördü’nün tasavvuf musikisi konseri ile sona erdi. Programa başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere birçok bakan da kutlama mesajı gönderdi. Etkinlikte, Mehmet Kutlular, yeni yayınlanan ‘İşte Hayatım’ adlı kitabını okurları için imzaladı. Kitapta Kutlular’ın kendi hayatının yanında 50 seneyi bulan yayın ve hizmet hayatı da kendi dilinden anlatılıyor.
İstanbul, Zaman
23 Şubat 2009, Pazartesi
KANDİL EKRANI
‘İnsanlık O’nunla Yeniden Doğuyor’ adlı, Kandil programı 21.15′te izleyiciyle buluşacak. Programda, Fırat Kültür Merkezi tarafından ‘O’nu Beklerken’ isimli tiyatro oyunu sahnelenirken, Sami Özer Mevlid-i Şerif sanatçılarımız Ertuğrul Erkişi ve Gökmen ise gecenin ruhuna uygun eserler seslendirecek.
Saat 19.30′da yayınlanacak Mevlid Kandili Özel programı Türkiye ve Kıbrıs’taki camilerden canlı olarak ekrana geliyor.
Mevlid Kandili Özel yayını Eyüp Camii’nden 20.30′da canlı olarak yayınlanıyor. Açılış konuşmasını Eyüp Müftüsü İsa Gürler’in yapacağı programda mevlidhanlardan Ahmet Bilal Erdem, Yunus Balcıoğlu, Bekir Büyükbaş ve Necip Yılmaz mevlidler okuyacak.
Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu ile Kandil Özel programı saat 20.10′da yayınlanacak. Programda, Hz. Peygamber’in doğumu, olağanüstü haller ve Peygamberimizin özlemi anlatılacak.
Fazlı Çoban ve Necip Karakaya’nın sunuculuğunda hazırlanan Mevlid Kandili Özel programının yayın saati 21.30.
08 Mart 2009, Pazar






